SANATIN İÇİNDEKİ “ÇIĞLIK”

By Beyza GÜRPINAR
0 Yorum 229 Görüntüleme

Herkesin bir hikayesi olduğu gibi Edvard Munch’un da bir hikayesi var. Hadi gelin o hikâyeye daha sonra da günümüzün Mona Lisa’sı sayılan “Çığlık” tablosunun nasıl ortaya çıktığına bir bakalım. 

Edvard Munch Kimdir? 

1860’lı yıllarda Norveç’in Loten adlı küçük bir kasabasında görevliyken Laura Catherine Bjölstad ile tanışıp evlenen askeri doktor Chiristian Munch’un oğluydu. Edvard bu çiftin 1863’te doğan ikinci çocuğuydu.  

EDVARD MUNCH

Edvard’ın yaşamı acılarla doluydu. Hayatındaki en acı olay, annesinin beş yaşındayken tüberkülozdan erken ölmesiydi. Bu trajediden dokuz yıl sonra ablası Sophie’nın de tüberkülozdan ölmesi Edvard Munch’ı bir kez daha yaralamıştı. Hiç bitmeyen bir acı destanına kapılan Edvard’ın kız kardeşlerinden biri de hayatının çoğunu akıl hastalığı nedeniyle hastanede geçirmiş ve erkek kardeşi 30 yaşında aniden zatürreden ölmüştü. Sadece en küçük kız kardeşi hayatta kalabilmişti. 

Kasım 1889’da bir arkadaşı ona bir mektup teslim ettiğinde Paris’teydi. Bu mektupta babasının felçten öldüğü yazıyordu. Babasının ölümünün ardından hayatının en üretken -sorunlu olsa da- aşamasına atıldı. Zamanını Paris ile Berlin arasında geçirerek, Hayat Frizi adını verdiği- bunlardan biri de “Çığlık” adını verdiği resmiydi- bir dizi resim yaptı.  

Munch, bir keresinde “Yaşam korkum, hastalığım kadar benim için de gereklidirKaygı ve hastalık olmadan, dümensiz bir gemiyim … Acılarım benim ve sanatımın bir parçasıdır. Onlar benden ayırt edilemezler ve yıkımları sanatımı mahveder.” diye yazmıştı. Ve acıları sanatına ilham veren en önemli kaynaklarından biri haline gelmişti.  

ÇIĞLIK-1893 

Munch, bildiği belki de en iyi konu olan acılardan yararlanarak resimler yapıyordu. 1893 yılında en bilinen eseri üzerinde çalışmalara başladı. Anı defterine birkaç yıl önce Kristiania’da ki bir yürüyüşünden aklında olanları yazdı. 

Bu satırlar Oslo’nun kuzeyindeki bir banliyö, şehrin mezbahası ile Munch’un kız kardeşinin kapatıldığı akıl hastanesinin bulunduğu bir yerde geçiyordu. 

EKEBERG TEPESİ

Günlüğünde anlattığına göre: “İki arkadaşımla birlikte yolda yürüyordum – güneş battı. Birden gökyüzü kan rengi oldu- ve bir hüzün soluğu hissettim. Durdum. Çite dayandım. Bitkindim. Fiyordun üzerindeki bulutlar pis kokulu kan damlatıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti ama ben, göğsümde açık bir yarayla, titreyerek oracıkta kaldım. Doğanın içinden kocaman olağan dışı bir çığlığın geçtiğini duydum.”  

Edvard’ın bu yazdıklarını ve yaşadıklarını düşünürsek aslında Çığlık tablosunun kahramanının bir bakıma ressamın kendisi olduğunu söyleyebiliriz. (Tabloda ağzı açık ve ellerini başına bastırmış bir figür görmektesiniz. Edvard’ın bu figürü çizerken mumyalardan esinlendiği söylenmektedir.) 

! Bir önceki yazım olan Babil’in Asma Bahçelerini buradan okuyabilirsiniz.

KAYNAKÇA:

-https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1k_(tablo)

-https://www.pivada.com/edvard-munch-ciglik

-https://www.istanbulsanatevi.com/unlu-ressamlar/edvard-munch-hayati-ve-eserleri/#:~:text=Norve%C3%A7li%20ekspresyonist%20ressam%20Edvard%20Munch,k%C4%B1z%20karde%C5%9Fi%20birlikte%20t%C3%BCberk%C3%BCloza%20yakaland%C4%B1.

Yorum Yap

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul et Daha Fazlası

Çerez Kullanımı